I. GİRİŞ
Türk hukukunda belli koşulların kümülatif şekilde bir araya gelmesi halinde gerçek veya tüzel kişiler tacir sıfatını haiz olabilmektedir. Gerek tacirlerin birbirleri ile ilişkiler gerek tüketiciler ile ilişkileri açısından tacire ilişkin düzenlemeler Türk Hukuku’nda önemli bir yere sahiptir. Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda modern sistemin benimsenmiş olması da hukukumuzda tacire büyük önem verildiğini göstermektedir.[1] Tacir kavramına bu denli öneme sahip olmasının bir diğer sebebi ise sanayi devrimi sonrasında tacirlerin yerel piyasalarda ve hatta uluslararası piyasalara oldukça hacimli ekonomik faaliyetlerde bulunmasıdır. [2]
Tam da bu noktada, tacirlerin geniş ekonomik faaliyetlerini bizzat kendilerince yerine getirmelerinin fiilen imkânsız olması, tacirlerin kendilerini temsil edecek ve hatta kendi adlarına işlem yapabilecek kimseler ile birlikte çalışma zorunluluğunu gündeme getirmektedir. Bu kişiler de tacir yardımcıları kavramını ortaya çıkartmaktadır.
Bilindiği üzere hukukumuzda birçok tacir yardımcısı düzenlemesi mevcuttur. Tacir yardımcıları, temel olarak bağımlı ve bağımsız tacir yardımcıları olmak üzere iki ana başlık altında incelenmektedir. Doktrinde, bu iki başlığın yanında, bağımlı tacir yardımcıları, temsil yetkisine sahip olanlar ve temsil yetkisine sahip olmayanlar olarak ikili bir ayrıma daha tabi tutulmaktadır.[3]
Bağımlı tacir yardımcıları ticari temsilci, ticari vekil ve pazarlamacı; bağımsız tacir yardımcıları ise simsar, komisyoncu ve acente olarak sıralanabilir. Tacir yardımcılarının bahsi geçen bu iki ana başlık altında toplanıyor olmasının önemli sonuçları bulunmaktadır. Zira bağımsızlık kriteri tacir yardımcılarının kendi inisiyatiflerinde yapabilecekleri işlemlerin belirlenmesi konusunda önem arz etmektedir. Bunun sonucu olarak da belirli tacir yardımcılarına ilişkin farklı haklar ve borçlar gündeme gelmektedir.
Acentenin de bağımsızlık unsurunun bir sonucu olarak, acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra müvekkilin acentenin oluşturduğu müşteri çevresinden faydalanmaya devam etmesinden kaynaklı olarak bir alacak hakkına hak kazandığı kabul edilmektedir.
Bu minvalde, makalemiz konusunu oluşturan acentenin denkleştirme alacağının daha iyi bir şekilde izah edilebilmesi adına, çalışmamızda öncelikle acentenin tanımı, unsurları, niteliği, acentelik sözleşmesinin şekli, acentenin hakları ve borçları ve diğer tacir yardımcılarından farkları konularında açıklamalarda bulunulacaktır.
Akabinde hukukumuza 6762 sayılı Ticaret Kanunu’nda yer almayan ancak yargı uygulaması ile kabul edilen ve 6102 sayılı Ticaret Kanunu ile tam olarak hukukumuzda uygulama alanı bulan acentenin denkleştirme alacağı konusu derinlemesine incelenecektir.
II. ACENTE
Acentelik kavramı, Türk Hukuku’nda ilk olarak 1957 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu[4] ile düzenleme alanı bulmuştur. Hukukumuza İtalyan Medeni Kanunu’ndan mehaz alınarak düzenlenmiş olsa Alman ve İsviçre kanunundaki acentelik kavramı da hukukumuza yön vermiştir. Bu anlamda müvekkilin ticari faaliyetlerine aracılık etmesinin yanında acentenin müvekkil adına sözleşme yapabilme yetkisini haiz olarak yetkilendirilebilmesi Alman ve İsviçre Ticaret Kanunlarından mehaz alınmıştır.[5]
1. TANIMI
eTTK m. 116’ya göre; “ticari mümessil ticari vekil satış memuru veya müstahdem gibi tâbi bir sıfatı olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimî bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.”
TTK m. 102’ye göre; “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.”
Görüldüğü üzere eTTK döneminden farklı olarak yeni Ticaret Kanunu’nda acentenin ticari işletme adına değil, tacir adına işlem yapacağından bahsedilmektedir. Dolayısıyla bir esnafın acente aracılığıyla faaliyetler yürütmesi mümkün olmayacaktır. Diğer bir ifade ile acente ancak bir ticari işletme ile ilgili olarak tacir adına işlemler yapabilecektir. Bu da yukarıda değinildiği gibi yeni Ticaret Kanunu’nda modern sistemin benimsenmiş olmasının bir sonucudur.
2. UNSURLARI
Yukarıdaki tanımdan hareketle acentenin unsurları bağımsızlık, sözleşmeye dayalı olması, belirli bir yer veya bölge içinde faaliyet göstermesi, acenteliğin meslek edinilmiş olması, faaliyet konusu sözleşmelerin ticari bir işletmeyle ilgili olması ve devamlı olması şeklinde sıralanabilir.
A. Bağımsızlık
TTK m. 102’nin 1. cümlesine göre acente, “işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın” faaliyet göstermektedir. Yani acente çalışma usul ve şartları ile zamanını serbestçe bizatihi kendisi düzenleyebilir. Ancak bu durum acentenin müvekkilden hiçbir şekilde talimat alamayacağı şeklinde anlaşılmamalıdır.[6] Nitekim, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 2017/18547 E. ve 2018/25913 K. sayılı kararında “Acente olduğu belirtilen dava dışı ... 'in müşterilerini kendisinin belirleyememesi, kendi adına antetli kağıt kullanamaması gibi bağımsız bir tacirde bulunması gereken yetkilere sahip olmaması ve teslim alınan kargoya konu malların alıcılarına ulaştırılması gibi müşterilerle sözleşme yapma veya aracılık etmenin ötesinde bir iş üstlenmemesi dikkate alındığında, somut olayda, 6102 sayılı Kanun'un anılan hükmünde belirtilen acente tanımı kapsamına giren bir ilişki bulunmamaktadır.” ifadelerine yer verilerek acentenin bir tacir gibi bağımsız olması gerektiği kabul edilmiştir.[7] Gerçekten uygulamada acentelerin tacir olarak işlem yaptıkları görülmektedir.[8] Bu durumun bir diğer sonucu da acentenin faaliyetlerini ücret karşılığı yerine getirmesidir.
Acentenin bağımsız karakteri aşağıda izah edileceği üzere bireysel olarak inisiyatif alabilmesi ve bu inisiyatifler yoluyla belirli haklar elde etmesi açısından çok önemlidir.
B. Bir Sözleşmeye Dayanması
TTK m. 102’nin 1. cümlesine göre acente “bir sözleşmeye dayanarak” faaliyet gösterir. Bir başka deyişle acentelik ilişkisi sözleşme ile kurulur. Acentelik sözleşmesi asılında bir şekle tabi değildir. Dolayısıyla acentelik sözleşmesi iki tarafın iradelerinin uyuşması halinde kurulmuş olur. [9]
Ancak acentenin müvekkilinin ad ve hesabına işlem yapabilmesi için kendisine özel yetki tanınmış olması gerekir; bu yeki de TTK m. 107’ye göre ancak yazılı olarak tanınabilir.[10] Ayrıca TTK m. 107/2’ye göre acentelere müvekkilleri adına sözleşme yapma yetkisi veren belgelerin, acente tarafından tescil ve ilan ettirilmesi zorunludur. Dolayısıyla acentelik sözleşmesini aracı acente ve akitçi acente olarak iki ayrı kavram olarak incelersek, yalnızca aracı acentelik sözleşmesine ilişkin bir şekil şartı yoktur.
C. Belirli Bir Yer veya Bölge İçinde Faaliyet Göstermesi
TTK m. 102’nin 1. cümlesine göre acente faaliyetlerini “belirli bir yer veya bölge içinde” yürütür. Doktrinde bu unsur tekel hakkı olarak ifade edilmektedir.[11] Bazı yazarlara göre acentenin tekel hakkı TTK m. 104 hükmü uyarınca tarafların anlaşmasıyla kaldırılabildiğinden bu hak acentenin bir unsuru olarak kabul edilmemektedir.[12] Ancak kanaatimce, tekel hakkı kaldırılmadığı sürece acentenin belirli bir yer veya bölge içinde faaliyette bulunacağı öngörüldüğüne göre tekel hakkı tarafların inisiyatifiyle kaldırılmadıkça bir unsur olarak varlığını sürdürecektir.
Acentenin faaliyet gösterdiği yer, herhangi bir mülki idare alanı olabileceği gibi, tarafların serbest iradeleriyle belirleyecekleri bir alan da olabilir. Bu anlamda TTK’da bir kısıtlama bulunmamaktadır.
D. Süreklilik
TTK m. 102’nin 1. cümlesine göre acente “sürekli olarak” faaliyet gösterir. Bu anlamda tacir sıfatının kazanılmasında olduğu gibi süreklilik somut olayın özelliklerine göre belirlenecektir. Örneğin, mevsimlik bir iş süreklilik unsurunu karşılayabilir.[13]
E. Acenteliğin Meslek Edinilmiş Olması
TTK m. 102’nin 1. cümlesine göre acente “sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen” kimsedir. Aslında bu durum süreklilik unsurunun bir sonucudur, zira acentenin vekillik yaptığı süre zarfında bir başka işle ilgilenmesi fiilen imkansızdır. Ayrıca değinmek gerekir ki, acentenin aracılık faaliyetlerini meslek edinmiş olması yukarıda da belirtildiği üzere acentelerin uygulamada karşımıza genel olarak tacir olarak çıkmasının bir sebebidir.
F. Faaliyet Konusu Sözleşmelerin Ticari Bir İşletmeyle İlgili Olması
TTK m. 102’nin 1. cümlesine göre acente “ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmeler” ile ilgili faaliyet yürütür. Dolayısıyla esnafların veya daha geniş bir ifade ile tacir olmayanların vekilliğini üstlenen yardımcılar acente sayılmayacaktır.[14]
3. ACENTENİN HAKLARI VE BORÇLARI
A. Hakları
a. Ücret Hakkı
Her ne kadar TTK m. 102’de acentenin ücret hakkı bir unsur olarak yer almasa da, TTK m. 113-116 arasında oldukça ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, yukarıda da değinildiği gibi acenteler uygulamada karşımıza genel olarak tacir sıfatını haiz bir biçimde çıkar. Bilindiği üzere TTK m. 20’ye göre, “Tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca, tacir, verdiği avanslar ve yaptığı giderler için, ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanır.” Bu anlamda aslında acentelere ilişkin TTK m. 113 hükmü hukukumuzda yer almasaydı dahi acentenin ücret isteme hakkı tacirlik sıfatından kaynaklı olarak mümkün olabilirdi. Ancak bütün acentelerin tacir olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığından söz konusu hüküm acentelerin ücret hakkı konusunda yaşanan uyuşmazlıkları azaltır niteliktedir.
TTK m. 113’e göre, “Acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince kendi çabasıyla veya aynı nitelikteki işlemler için kazandırdığı üçüncü kişilerle kurulan işlemler için ücret isteyebilir.” Ancak acentenin ücret isteme hakkı bununla sınırlı değildir.[15] Şöyle ki, aynı maddenin 2. fıkrasına göre, “Acenteye belli bir bölge veya müşteri çevresi bırakılmışsa, acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince bu bölgedeki veya çevredeki müşterilerle kendi katkısı olmadan kurulan işlemler için de ücret isteyebilir.” Dolayısıyla, acente, aslında aracılık faaliyetinin yanında, tacirin geniş kitlelerce tanınmasını da sağlamaktadır. Diğer bir ifade ile aslında 2. Fıkrada değinildiği gibi acentenin müşteri çevresinde tacir bizatihi olarak kendisi ticari işlem yapmasaydı dahi acente o ticari işlemi tacir adına yapacaktı düşüncesinden hareketle acenteye söz konusu ücret talep etme hakkı tanınmıştır.[16]
Acentenin ücrete hak kazanma anı konusu makalemiz boyutunu aşacağından, ücret hakkının kazanılabilmesi için yalnızca ifanın gerekliliğini belirterek geçiyoruz.[17]
b. Bilgi İsteme Hakkı
Ücret talep etme hakkının bir sonucu olarak, TTK m. 116/2’de, “Ücret istemi, muacceliyeti ve hesaplanması bakımından önemli olan bütün konular hakkında acente bilgi istediği takdirde müvekkil bu bilgileri vermek zorundadır.” hükmüne yer verilmiştir.
c. Olağanüstü Masrafların Ödenmesini İsteme Hakkı
TTK m. 117’ye göre, “Acente, yükümlülüklerini yerine getirmek için yaptıklarından ancak olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir.” Bu düzenleme aslında acentenin bağımsızlık unsurunun bir sonucudur. Zira her ne kadar acente faaliyetlerini yürütürken temel pazarlama yöntemlerini kullanıyor olsa da bazı durumlarda müvekkilin haberi dahilinde ya da haricinde bir takım olağanüstü masraflarda bulunabilir.[18] Bir masrafın olağanüstü olup olmadığının tespiti ise her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı belirlenecektir. Örneğin, acente müvekkilin haberi haricinde daha iyi tanıtım faaliyeti yürütebilmek için bir yerel televizyon kanalında görsel reklam vermişse bu durum kanaatimce olağanüstü masraf sayılacak ve müvekkilden talep edilebilecektir.
TTK m. 118’e göre de “Avans ve olağanüstü giderler hakkında 20 nci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmü uygulanır.” Bu hüküm de yukarıda değinildiği gibi acentenin uygulamada genel olarak karşımıza tacir olarak çıktığının bir göstergesidir.
d. Hapis Hakkı
TTK m. 119’a göre, acente, “müvekkilindeki bütün alacakları ödeninceye kadar, acentelik sözleşmesi dolayısıyla alıp da gerek kendi elinde gerek özel bir sebebe dayanarak zilyet olmakta devam eden bir üçüncü kişinin elinde bulunan taşınırlar ve kıymetli evrak ile herhangi bir eşyayı temsil eden senet aracılığıyla kullanabildiği mallar üzerinde hapis hakkına sahiptir.”
Önemle belirtmek gerekir ki acentenin, tacir olmadığı durumlarda MK m. 950/2’de öngörülen tabii bağlantı karinesinden faydalanma olanağı yoktur. Dolayısıyla acentenin tacir olmadığı durumda hapis hakkının kullanılabilmesi için hapis hakkına ilişkin kuralların kümülatif bir şekilde yerine gelmiş olması gerekmektedir. Burada farklı olarak müvekkilin aciz halinde olması halinde alacak muaccel olmasa da hapis hakkı kullanılabilecektir.
B. Borçları
a. Müvekkilin İşlerini Görme Borcu
Acentelik sözleşmesinin başlıca konusu TTK m. 102’de belirtildiği gibi, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmek veya bunları o tacir adına yapmaktır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere iş görme yükümlülüğü iki şekilde gündeme gelebilmektedir; aracılık yapmak ve müvekkil adına sözleşme yapmak. Bu iki tip acente doktrinde aracı acente ve akitçi acente olarak isimlendirilmektedir.[19] Aracı acente için müvekkilin işlerinden kasıt yalnızca aracılık faaliyetleriyken akitçi acente için müvekkilin işleri onun adına sözleşme yapmayı da kapsamaktadır.
b. Müvekkilin İşlerini Görme Menfaatlerini Koruma Borcu
Tam bağımsız şekilde hareket eden acente müvekkil adına işlemler yaparken talimatla hareket etmediği için bizzat kendisine ait bir özen yükümü gündeme gelmektedir. Bu özen yükümü TTK m. 109’da, “acente müvekkilinin işlerini görmekle ve menfaatlerini korumakla yükümlüdür.” şeklinde hükme bağlanmıştır. Bu itibarla, acente, müvekkil adına işlemler yaparken müşterilerin seçimi, müşteriler ile ilişkiler, pazarlaması yapılacak ürünlerin piyasa değeri gibi konularda özenle davranmak zorundadır. [20] Aksi takdirde müvekkilin uğradığı zararlardan sorumlu olacaktır.[21]
c. Verilen Talimatlara Uygun Hareket Etme Borcu
Yukarıda birçok kez acentenin bağımsızlık özelliğinden bahsetmişsek de acentenin bağımsızlığı kendi işlerini ne şekilde yerine getireceğine ilişkindir. Bunun dışında müvekkil tabii olarak kendi işini yapma görevini verdiği acenteye birtakım talimatlar verebilecektir. Ancak bu talimatların acentenin bağımsızlık özelliğini zedelemeyecek nitelikte olmaması gerekmektedir. Bu anlamda müvekkil hangi üründen ne kadar satılacağı konusunda talimat verebilir, ancak bu ürünlerin acentenin işyerinde ne şekilde depolanacağı konusunda söz hakkına sahip değildir. Keza, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2016/29807 E., 2016/23725 K. sayılı kararında, “Acente, bağımsızlık ilkesi gereği, kural olarak işletmenin masraflarını ve rizikosunu bizzat taşımalı, kendi personelini kendisi tayin etmeli, kendi firmasına ilişkin antetli kağıtları kullanmalı, kendi ticari defterlerini tutmalı, müşterilerini kendisi seçmeli kısaca kendi ticari işletmesini bağımsız bir tacir sıfatıyla işletmelidir. Bu sebeple müvekkili acenteye faaliyet ve çalışma düzenine ilişkin olarak idari nitelikli emir ve talimat veremeyeceğine” hükmetmiştir.[22]
d. Müvekkile Ait Parayı Zamanında Ödeme Borcu
TTK m. 112’ye göre acente müvekkilin hakkı olan parayı zamanında kendisine ödemek yükümü altındadır. Bu yükümün zamanında yerine getirilmemesi halinde ise paranın ödenmesi gereken andan ödeninceye kadar geçen sürede gecikme faizi işleyecektir.[23]
e. Rekabet Etmeme Borcu
Doktrinde inhisar borcu olarak da adlandırılan bu borca göre, acente sözleşmenin geçerli olduğu coğrafya içerisinde birbiri ile rekabet eden birden çok ticari işletme işin acentelik ilişkisine giremez.[24] Ancak TTK m. 104’e göre bu durum sözleşme ile ortadan kaldırılabilir.
III. ACENTENİN DENKLEŞTİRME ALACAĞI
1. KAVRAM
Yukarıda açıklandığı üzere acente, hem yazılı yetki verilmesi halinde müvekkili adına bazı sözleşmeleri yapma hem de müvekkilin bizatihi kendisinin yapacağı sözleşmelere aracılık etmektedir. Ancak acentenin müvekkile sağladığı faydalar bunlarla sınırlı değildir. Bu faaliyetler kapsamında müvekkilin hiçbir şekilde temasta bulunmadığı kişilere ulaşmakta ve o kişileri müvekkilin müşteri çevresine eklemektedir. Bu durum acentelik ilişkisi sona erdikten sonra da aslında acente tarafından ortaya çıkan bir imkânın müvekkil tarafından kullanılmasını sağlamaktadır. Diğer bir ifade ile aslında acentelik ilişkisi sona ermiş olsa da acentenin sağladığı fayda sona ermemektedir. Hal böyleyken, acentenin bu katkılarının karşılığını alamaması adaletsiz bir durum ortaya çıkartmaktadır. Bu adaletsiz durumun ortadan kaldırılabilmesi adına acenteye bir talep hakkı verilmesi öngörülmüştür. Bu talep hakkı bizim makalemizde denkleştirme alacağı olarak ifade edilecektir. Ancak doktrinde denkleştirme alacağı yerine, müşteri tazminatı, çıkma tazminatı, denkleştirme talebi, portföy tazminatı gibi isimler kullanıldığı da görülmektedir.[25] Ancak denkleştirme alacağı bir talep hakkı neticesinde gündeme geldiği için kanaatimizce “tazminat” kavramının burada kullanımı uygun değildir.[26] Şunu da belirtmek gerekir ki TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeler esnasında 122’nci maddede kenar başlığı olarak denkleştirme kavramının kullanılması kabul edilmişse de bu değişiklik aynı maddenin 1’inci fıkrasının c bendinde tazminat kavramı kullanılmaya devam etmiştir.[27]
2. eTTK DÖNEMİNDE DENKLEŞTİRME ALACAĞI
eTTK döneminde denkleştirme alacağının hukuken talep edilebilir bir alacak olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmamaktaydı. Ancak eTTK m. 134/1-2 o dönemde her ne kadar doğrudan denkleştirme alacağına ilişkin bir hüküm bulunmasa da acentenin denkleştirme talep edebileceği yönünde görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
eTTK m. 134/1’e göre, “Muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecburdur.”
eTTK 134/2’ye göre ise, “Müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminat acenteye yahut yukardaki hallere göre onun yerine geçenlere verilir.”
Aslında eTTK m. 134/1 bazı hallerde acentenin tazminata hak kazanacağını öngörmektedir. Denkleştirme alacağında bu durumun aksine belirli şartlarda acentelik sözleşmesinin sona ermesi halinde müvekkile kazandırılan müşteri çevresi ile ilgili bir durum söz konusudur. Keza, yukarıda da belirttiğimiz gibi “tazminat” kavramının burada kullanılması doğru değildir. Çünkü tazminattan tamamen farklı olarak denkleştirme alacağında haksız fesih söz konusu değildir. Denkleştirme alacağı, haksız feshin yanı sıra sürenin dolması gibi sebeplerle sözleşme sona erse de gündeme gelebilmektedir. [28]
eTTK m. 134/2’de ise “acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması” halleri tahdidi bir şekilde sayılmıştır. Dolayısıyla kanaatimizce bunun aksine hükmün geniş yorumlanmak suretiyle denkleştirme alacağına da dayanak olarak kabul edilmesi yerine, bu açık kanun boşluğunun hâkim tarafından TMK m. 2 gereği hukuk yaratması yoluyla doldurulması yoluna gidilmelidir.[29] Ancak bu durum doktrinin çoğunluğunca, hükmün acentenin tazminat talebine ilişkin bir madde olması ve acentenin kusuru olmadan sözleşmenin sona erdiği tüm hallerde uygulanacağından ve geniş yorumlanması gerektiği görüşü savunulmaktadır.[30] Yargıtay da her ne kadar tek satıcılıkla ilgili olsa da 19. Hukuk Dairesi’nin 1999/7724 E. 2000/3470 K. sayılı kararıyla, “Davacı ilk sözleşmenin yapıldığı 5.3.1956 tarihinden sözleşmenin feshedildiği 31.7.1997 tarihine kadar davalı firmanın ürettiği Drager marka tıp ürünlerini Türkiye pazarına tanıtarak bu markanın yayılmasına katkıda bulunmuştur. Bu şekilde müşteri çevresini tamamen veya önemli ölçüde genişleten tek satıcının sözleşmenin haklı bir neden haricinde sona erdirilmesi durumunda tek satıcıya münasip bir tazminat ödenmesi hakkaniyet gereğidir.” ifadelerine yer vererek yukarıdaki görüşe uygun bir şekilde karar vermiştir. [31]
Ancak denkleştirme talep etme hakkının aşağıda açıklanacak şartları eTTK m. 134/2’den tamamen farklıdır ve ayrılma tazminatının yaratılan müşteri çevresi ile hiçbir ilgisinin yoktur. Dolayısıyla kanaatimizce Yargıtay’ın yukarıdaki kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. eTTK m. 134’de açıkça daha önceden başlamış bulunan işlerin tamamlanması durumu düzenlenmiştir. [32]
3. DENKLEŞTİRME ALACAĞININ ŞARTLARI
Öncelikle belirtmek gerekir ki yukarıda da açıklandığı üzere denkleştirme alacağı bir tazminat olmadığı için tazminata ilişkin şartlar burada ayrıca aranmayacaktır. Denkleştirme alacağının şartları TTK m. 122’de sıralanmış olup ayrıca genel hükümlere gidilmesi hukuka uygun olmayacaktır.
TTK 122’ye göre, “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;
a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,
b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve
c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa,
acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” Dolayısıyla, denkleştirme alacağı için dört temel şartın varlığından söz edilebilir. Bunlar, sözleşmenin sona ermesi ve maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan hallerdir. Bu dört temel şartın yanında maddenin 3’üncü fıkrasında “Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz.” Hükmüne yer verilerek acentenin kusuruyla sözleşmenin sona erdirmemesi de bir şart olarak kabul edilmiştir.
Şartların tek tek incelenmesine geçmeden önce belirtmek gerekir ki, bu şartlar kümülatif bir biçimde yerine gelmelidir. Nitekim madde gerekçesinde “Birinci fıkra, talebe hak kazanabilmenin şartlarını birbirine eklenir (kümülatif) tarzda belirtmektedir.” ifadesine yer verilmiştir.[33]
A. Sözleşmenin Sona Ermesi
Bazı yazarlar sözleşmenin sona ermesini bir şart olarak kabul etmemektedir. Zira onlara göre sözleşmenin sona ermesi bir ön eşiktir.[34] Ancak kanaatimizce sözleşme sona ermeden diğer şartların gerçekleşme olanağı bulunmadığından sözleşmenin sona ermesi denkleştirme alacağı için en önemli şarttır.
Acentelik sözleşmesi TTK m. 121/1 hükmüne göre, belirsiz süreli sözleşmelerde üç ay önceden ihbar etmek suretiyle veya haklı sebeple fesih; belirli süreli sözleşmelerde ise sürenin dolması veya haklı sepele fesih yoluyla sona erebilir. Bunun yanında aynı maddenin 2’nci fıkrasında, müvekkilin veya acentenin iflası, ölümü veya kısıtlanması hâlinde sözleşmenin sona ereceği hükme bağlanmıştır.
Feshin haklı olup olmadığı her olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilecektir. Haklı fesih kanunda tanımlanmamış olup, doktrinin tanımına göre, taraflardan hukuki ilişkiye devam etmenin beklenemeyecek olması halidir.[35] Haklı nedenle fesih bu anlamda kusura dayanarak veya dayanmayarak meydana gelebilir. Ancak aşağıda belirtileceği gibi haklı nedenle fesih acentenin kusuruyla meydana gelmişse bu durumda TTK m. 121/3 gündeme gelecek ve acente denkleştirme talep edemeyecektir.
B. Sözleşmenin Acentenin Kusuru İle Sona Ermemiş Olmaması
Yukarıda da belirtildiği üzere her ne kadar TTK m. 122/1 hükmünde özel bir şart olarak sayılmamış olsa da sözleşmenin sona ermesinde acentenin kusurlu olması halinde, TTK m. 122/3 hükmüne göre acente denkleştirme alacağını TTK m. 122/1 hükmünde yer alan koşullar sağlanmış olsa da talep edemeyecektir.
Acentenin sözleşmeyi kendi kusuruyla sona erdirmesi hali TTK m. 121/1 hükmünde yer alan haklı nedenle fesih hallerinden biridir. Diğer bir ifade ile acente kendi kusuru ile sözleşmenin devamının müvekkil tarafından beklenemez hale getirmesi durumunda gündeme gelebilecektir.
Bir örnekle açıklamak gerekirse, bir boya satıcısının belirli bir bölgede kendi ürünlerinin satışında aracılık etmesi üzerine bir acenteyi atadığı varsayımında, acentenin aslında müvekkil ile ilişkilerinin iyi olduğu bir müşteri ile ilişkilerin bozulmasına yol açması halinde müvekkilin sözleşmeyi haklı nedenle fesih hakkı gündeme gelecektir.
C. Müvekkilin, Acentenin Bulduğu Yeni Müşteriler Sayesinde, Sözleşme İlişkisinin Sona Ermesinden Sonra Da Önemli Menfaatler Elde Ediyor Olması
Öncelikle belirmek gerekir ki, bu şart yalnızca müvekkilin önemli menfaatler elde ediyor olması değil, bu menfaatlerin acentenin bulduğu “yeni müşteriler” sayesinde elde ediliyor olmasını da bünyesinde barındırmaktadır. Dolayısıyla, müvekkil acentelik ilişkisi sona erdikten sonra yeni müşterileri kendi çabasıyla kazanıyorsa bu durumda denkleştirme alacağından söz edilemeyecektir. Ayrıca belirtmek gerekir ki bahsi geçen müşterilerin acentelik ilişkisinin başlamasından önce var olmaması gerekmektedir. Zira madde metninde “kazandırılan” ifadesi yer almaktadır. Öte yandan belirtmek gerekir ki bazı yazarların aksine kanaatimizce yeni müşteri kavramı daha önce müvekkil ile bir ilişki kurmuş ancak bu ilişkinin sona ermiş olduğu varsayımına bina’en eğer o müşteri ile olan ilişki acente tarafından tekrar kurulursa bahsi geçen müşteri de yeni müşteri sayılacaktır.[36]
Yeni müşteri kavramından tabii olarak doğan bir diğer kavram ise müşteri ile müvekkilin ilişkisinin sürekli olmasıdır. Zira müvekkil ile müşteri arasında bir defaya mahsus ilişki kurulmuş olması o müşterinin kazandırılmış olacağı anlamına gelmemektedir.[37] Hatta bazı yazarlara göre bir defaya mahsus ticari ilişkiye girilmiş olması, önemli menfaat elde etme şartını ortadan kaldırmaktadır.[38] Bu konuda şunu da belirtmek gerekir ki bazı yazarlar müşteri ile kurulabilecek ilişki niteliği gereği tek seferlik bir ilişki ise (mezar taşı gibi) bu müşteri ile olan ilişkiler denkleştirme alacağının hesabına asla katılmaz. Ancak bizim de katıldığımız görüşe göre, bu tür ilişkilerin bakım, onarım gibi devamlılığının sağlanmasının mümkün olduğu düşünüldüğünde her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.[39]
Önemli menfaat kavramından anlaşılması gerekenin ne olduğu ise madde metninden tam olarak anlaşılmamaktadır. Doktrinde de bu konuya haklı olarak eleştiriler getirilmiş olup; olması gerekenin “menfaat” ile sınırlı olması, diğer bir ifade ile menfaatin önemli olması gerekmediği ileri sürülmüştür.[40] Kanaatimizce de TTK gibi net ifadeler ile donatılmış bir kanunda önemli gibi muğlak bir terimin kullanılması eleştiriye açıktır. İfade etmek gerekir ki, menfaatin önemli olmaması halinde acentenin denkleştirme alacağına hak kazanamaması hakkaniyete uygun olmayacaktır. Bu durum yargı kararlarına da yansımış ve önemlilik kriterinin incelenmemiş olması birçok Yargıtay kararında bozma sebebi olarak görülmüştür.[41]
Menfaat kavramı da oldukça geniş bir kavramdır. Bu noktada üzerinde düşünülmesi gereken husus, menfaat kavramından anlaşılması gerekenin, müvekkilin yalnızca parasal anlamda kazancı olup olmadığıdır. Kanaatimizce menfaat kavramını yalnızca kâr kıstasında değerlendirmek hakkaniyete aykırı olacaktır. Zira acentenin müvekkile kazandırmış olduğu müşteri çevresi acentelik ilişkisi sona erdikten sonra da devam edecek ve bu devamlılık müvekkilin yeni müşteriler çevresi kazanmasının da yolunu açacaktır. Daha açık bir ifade ile acentenin müvekkile kazandırmış olduğu müşteriler dolaylı yoldan, uzun süreçte müvekkilin daha çok kâr elde etmesini sağlayacaktır. Gerçekten ileride açıklanacağı üzere denkleştirme alacağının hesaplanmasında somut bir menfaatten ziyade soyut bir ihtimal üzerine gidilir.[42]
Diğer yandan belirtmek gerekir ki, hükümde bahsi geçen önemli menfaatlerin bizzat acentenin getirdiği müşteri çevresinden elde ediliyor olması gerekmektedir. Ancak kanaatimce, bu durumun tespiti ancak o müşteriyle daha önce ticari faaliyette bulunulmuş olması gerekmektedir. Aksi takdirde o müşterinin acente tarafından kazandırıldığının ispatı çok mümkün olmayacaktır.
D. Acentenin, Sözleşmenin Sona Ermesinden Kaynaklı Olarak Ücret Kaybına Uğramış Olması
Başlangıçta belirtmek gerekir ki, madde metninde geçen ücret kaybı kavramından kasıt, acentenin müvekkil ile ilişkisi devam ederken hak kazandığı ancak eline geçmeyen ücret değildir. Zira bu ücret hakkının kaybı halinde TTK 121/4 hükmüne göre, “Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır.” Yani, yukarıda bahsi geçen alacak açısından zaten bir tazminat düzenlemesi mevcuttur.[43] Oysa denkleştirme alacağına ilişkin TTK m. 122 hükmünde henüz doğmamış bir alacaktan bahsedilir. Bu da tazminat kavramından oldukça uzaktır. Aynı şekilde eğer bu ilişkiler açısından acenteye bir ücret ödenmişse bu da denkleştirme alacağının hesabına katılmayacaktır.[44] Nitekim madde metninde, “sözleşme ilişkisin devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa” ifadesinden de anlaşılacağı üzere ücret kaybından kasıt sözleşme bitmeseydi istenebilecek olan ücrettir.
E. Denkleştirme Alacağının Hakkaniyete Uygun Olarak Belirlenmesi
Denkleştirme alacağına ilişkin dördüncü ve son şart, denkleştirme alacağının tespit edilmesinde hakkaniyete uygun karar verilmesidir. Aslında denkleştirme alacağının hakkaniyete uygun olmasının bir şart olarak öngörülmüş olması ilginçtir, zira hakkaniyete uygun olarak bir alacak belirlemesi yapılması için öncelikle yukarıda sayılan şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
TDK tanımına göre adalet “hak ve adalete uygunluk, doğruluk, nasfet” anlamına gelmektedir.[45] Hukuk terminolojisinde ise hakkaniyet kavramı en geniş anlamıyla somut olay adaletini ifade etmektedir.[46] Hakkaniyet kavramı bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere muğlak bir ibaredir. Ancak hakkaniyet kavramının açıklanması makalemiz boyutunu aşacağından burada, hakkaniyet ibaresinden her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirme yapılmak suretiyle bir denkleştirme alacağı tespiti yapılacağının anlaşılması gerektiğini ifade etmekle yetiniyoruz.
4. DENKLEŞTİRME ALACAĞININ HESAPLANMASI
TTK m. 122/2’ye göre “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.”
Burada öncelikle eleştirilmesi gereken husus şudur ki, yukarıda defaatle açıkladığımız üzere denkleştirme alacağı bir tazminat olmayıp; tazminata ilişkin şartlardan çok uzak şartlara sahiptir. Dolayısıyla, hükümde yer alan tazminat ibaresinin kanun koyucunun bir anlık unutkanlığının sonucu olduğu kanaatindeyiz.
Öte yandan, hüküm denkleştirme alacağının nasıl hesaplanacağı yönünde bir yol göstermekten daha çok denkleştirme alacağının üst sınırını göstermektedir. Nitekim madde gerekçesinde açıkça, “İkinci fıkra talebin hesaplama şeklini göstermektedir. Hükümdeki formülün emredici olup olmadığı öğreti ve içtihatlarca açıklığa kavuşturulacak bir konudur. Ancak, kanunî formülün acente yönünden asgarîyi ifade ettiği, acentenin aleyhine olan başka bir hesap tarzının kabulünün hükmün amacıyla bağdaşmayabileceği, buna karşılık acente için daha yüksek bir talebe olanak veren başka bir formülü tarafların kararlaştırabileceklerini hükmün kapsamında kabul etmek ratio legis gereği sayılabilir.” İfadelerine yer verilmek suretiyle hesaplama yönteminin doktrin tarafından belirleneceğine işaret edilmiştir.[47]
Madde metninden de anlaşılacağı üzere bu hüküm acentenin lehine bir hüküm olup, acentenin lehine olacak şekilde de değiştirilebilir. Daha açık bir ifade ile, taraflar arasında yapılacak bir anlaşma ile bu hüküm acente lehine değiştirilebilir. Çünkü hüküm acente için asgari denkleştirme alacağını öngörmektedir.[48]
Denkleştirme alacağının hesaplanmasında şu üç aşama kat edilir; müvekkilin menfaati ve acentenin kaybının ham hesabı, hakkaniyet azaltımı veya artırımı ve son olarak hakkaniyet ile belirlenen bedelin kanunun veya sözleşmenin acenteye tanımış olduğu üst sınırına uyarlanması.[49] Ancak şunu da önemle belirtmek gerekir ki, acente ile müvekkilin denkleştirme alacağını kendi aralarında belirlemelerinin önünde bir engel bulunmamaktadır.[50]
A. Müvekkilin Menfaati Ve Acentenin Kaybının Ham Hesabı
Müvekkilin menfaatinin ve acentenin kaybının ham hesabının yapılabilmesi için müvekkilin işletme konusunun ne olduğu, acenteye ne kadar nüfuslu bir alanda tekel hakkı tanındığı, müvekkilin tekel hakkı tanınan bölgede daha önceki iş hacmi ve acentelik sözleşmesinin yapılmasından sonraki iş hacmi gibi unsurların tamamının incelenmesi ve ayrıntılı analizinin yapılması gerekir.[51] Dolayısıyla bu hesabın yapılması ancak bilirkişilerce ayrıntılı inceleme yapılması halinde mümkün olabilecektir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/7089 E., 2018/1278 K., 21.02.2018 Tarih sayılı kararında, “Davalının defterleri incelenmek suretiyle alınan bilirkişi raporunda dosyada bulunan belgelerle sınırlı olarak davacı acentenin denkleştirme tazminatı talep şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ancak davalının defterleri üzerinde inceleme yapılarak davacının ne kadar poliçe ürettiği hususunun tespit edilmesi mümkün olmasına rağmen alınan bilirkişi raporunda davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davacının acentenin faaliyetleri nedeniyle ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği denkleştirme tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Buna göre yetersiz bilirkişi raporuna göre eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.” ifadelerine yer vermek suretiyle tüm hususların ayrıntılı olarak değerlendirilmediği bir bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulamayacağını açıklığa kavuşturmuştur.[52]
B. Hakkaniyet Uygulaması
Müvekkilin menfaatinin ve acentenin kaybının ham hesabının yapılmasının akabinde adından da anlaşılacağı üzere bu ham hesabın hakkaniyet uygulaması aşamasından da geçmesi gerekmektedir. Şöyle ki, yukarıda da açıkladığımız üzere hakkaniyet somut olay adaletine göre belirlenebilen bir olgudur. Dolayısıyla, bu başlık altında kesin bir indirim veya azatlımdan bahsedilemeyecektir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, hakkaniyet açısından genel olarak bir ticaret konusuna ilişkin denkleştirme alacağının uygulamadaki halinden yola çıkılabilir. Hakkaniyet indiriminin hesaplanmasından sonra üçüncü aşama olan üst sınıra uyarlama aşamasına geçilebilecektir.
C. Üst Sınıra Uyarlama
Hakkaniyet uygulaması sonucunda elde edilen ham miktar da kanunen veya tarafların sözleşmede belirlediği üst sınıra göre bir uyarlamaya tabi tutulacaktır.
IV. SONUÇ
Sonuç olarak eTTK döneminden farklı olarak acentenin, müvekkilin yıllarca ekonomik faaliyetlerinin yerine getirmesinde yardımcı olması ve bu yardımcılık faaliyetlerini bağımsız karakteri ile birlikte yerine getirilmesi ile müvekkilin fiziken ulaşmasının mümkün olmadığı müşterilere ulaşması ve bu sayede ekonomik hacmini büyütmesinden kaynaklı olarak bir alacak hakkına sahip olduğu yeni TTK’da açıkça düzenleme alanı bulmuştur. Her ne kadar eTTK döneminde de acentenin tazminat hakkını düzenleyen eTTK m. 136 hükmü dayanak gösterilerek Yargıtay’ca denkleştirme alacağına ilişkin olarak hükümler kurulmuş olsa da, yukarıda değindiğimiz gibi bu durumun sınırlayıcı bir hüküm olması sebebiyle geniş yorumlanmasının hukuka uygun olmayacağı kanaatindeyiz. Bu anlamda denkleştirme alacağına ilişkin TTK m. 122 hükmünün soyut hukuk dünyasına kazandırılmış olmasının hem Avrupa Birliği iş birliğinin gelişmesi hem de gerçekten somut olay adaletinin yerine gelmesi bakımından önemli bir ihtiyacın karşılandığını söyleyebiliriz. Bunun yanında hükmün ikinci fıkrasında hala tazminat kavramının geçmesi kanun koyucunun düzeltmesi gereken bir eksikliktir, zira makalemizde de defaatle belirttiğimiz gibi denkleştirme alacağı tazminattan çok farklı bir niteliğe sahip olup; şartları da tazminattan oldukça farklıdır. Bu haliyle şuna da değinmek gerekir ki, denkleştirme alacağının nasıl hesaplanması gerektiğinin kanunda düzenlenmemiş olması kanaatimizce bir eksiklik sayılabilir. Nitekim hükmün gerekçesinde de belirtildiği gibi hesaplama yönteminin öğretiye bırakılmış olması hukukçuların hesap uzmanı gibi bir hesaplama yöntemi belirleyemeyeceği gerçeği göz ardı edilmiştir. Bunun yerine konun yapım aşamasında hesap uzmanları yardımıyla bir hesaplama yöntemi belirlenmiş olması daha doğru olurdu görüşündeyiz.
KAYNAKÇA
AKIN, İrfan, Acentenin Denkleştirme Hakkı ve Alman Hukukundaki Yeni Gelişmeler, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 62, Sayı: 3, Eylül 2013.
ALBAYRAK CEYLAN, Nazlı, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Uyarınca Acentenin Ücret Hakkı, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 1, Temmuz 2013.
ARKAN, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara, 2018.
ARKAN, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara, 1998.
AYHAN, Rıza/ÇAĞLAR, Hayrettin, Ticari İşletme Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2018.
BAHTİYAR, Mehmet, Ticari İşletme Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul, 2017.
BOZER, Ali/GÖLE, Celal, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara, 2018.
BOZKURT, Tamer, Ticarî İşletme Hukuku, Legem Yayınevi, Ankara, 2017.
CENGİZ, Ali, Acente Kavramı ve Acentelik Sözleşmesinden Doğan Hak Ve Borçları, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2, Aralık 2011.
GÖLE, Celal, Tacir -Esnaf Ayırımı, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, Cilt: 13, Sayı: 2, Aralık 1985.
GÜRPINAR, Bünyamin. Sigorta Acenteleri Açısından Portföy Tazminatı, Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2, Aralık 2015.
GÜVENÇ, Muhammed Cihan, Acentenin Hakları, Yüksek Lisans Tezi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Gaziantep, 2017.
KARAHAN, Sami, Ticari İşletme Hukuku, Mimoza Yayınevi, Konya, 2014.
karararama.yargitay.gov.tr
KAYA, Arslan, Türk Ticaret Kanunu Şerhi – Ticari İşletme/Acentelik, Beta Yayınevi, Ankara, 2016.
kazanci.com
KÖKER, Nilüfer, Acente ve Acentelik Sözleşmesi, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 16, Sayı: 2, Temmuz 2017.
POROY, Reha/YASAMAN, Hamdi, Ticari İşletme Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, 2001.
POROY, Reha/YASAMAN, Hamdi, Ticari İşletme Hukuku, Vedat Yayınları, İstanbul, 2012.
tdk.gov.tr
TEKİN, Ufuk, Türk Ticaret Kanunu m. 121.5 Hükmüne İhtiyaç Var mıdır?, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, Cilt: 34, Sayı: 1, Mart 2018.
Türkticaretkanunu.
ÜNAL GÖKER, Selcan, Acentelik Sözleşmesi, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2015.
YILMAZ, Hümeyra, Acentenin Denkleştirme İstemi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, 2017.
[1] Geniş bilgi için; Bkz. Kayar, Ticaret Hukuku, 49.
[2] Topçuoğlu, Yeni Tacir Yardımcısı Pazarlamacı, 28.
[3] Bozer, Ticari İşletme Hukuku, 117.
[4] Resmi Gazete Tarihi: 9 Temmuz 1956, Sayısı: 9353
[5] Köker, Acente ve Acentelik Sözleşmesi, 3.
[6] Ayhan, Ticari İşletme Hukuku, 542.
[7] karararama.yargitay.gov.tr, E.T. 22.03.2019
[8] Poroy|Yasaman, Ticari işletme Hukuku, 244
[9] Cengiz, Acente Kavramı Ve Acentelik Sözleşmesinden Doğan Hak Ve Borçlar
[10] Arkan, Ticarî İşletme Hukuku, 207.
[11] Saraç, 6102 Sayılı Ticaret Kanununun Acentelik İlişkisinde İnhisar Hakkı Ve Rekabet Yasağı Sözleşmesine İlişkin Hükümlerin Rekabet Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, 4.
[12] Arkan, Ticarî İşletme Hukuku, 206.
[13] Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 362.
[14] Çelik, Ticaret Hukuku, 95.
[15] Arkan, Ticarî İşletme Hukuku, 216.
[16] Bozkurt, Ticari İşletme Hukuku, 404.
[17] Geniş bilgi için; Bkz. Ceylan, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Uyarınca Acentenin Ücret Hakkı.
[18] Poroy|Yasaman, Ticari işletme Hukuku, 252
[19] Köker, Acente ve Acentelik Sözleşmesi, 7.
[20] Cengiz, Acente Kavramı Ve Acentelik Sözleşmesinden Doğan Hak Ve Borçlar, 11.
[21] Bozer, Ticari İşletme Hukuku, 150.
[22] karararama.yargitay.gov.tr, E.T. 24.03.2019
[23] Arkan, Ticarî İşletme Hukuku, 215.
[24] Karahan, Ticari İşletme Hukuku,374.
[25] Poroy|Yasaman, Ticari işletme Hukuku, 244
[26] Yılmaz, Acentenin Denkleştirme İstemi, 45.
[27] Ayhan, Ticari İşletme Hukuku, 558.
[28] Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi/Acentelik, 239.
[29] Aynı görüş için bkz. Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi/Acentelik, 239.
[30] Arkan, Ticari İşletme Hukuku 208, Karayalçın, Ticari İşletme 535.
[31] www.kararara.com E.T. 25.03.2019
[32] Aynı görüş için bkz. Proy|Yasaman Ticari İşletme Hukuku, 202.
[33] http://www.ticaretkanunu.net/ttk-madde-122/ E.T. 29.03.2019
[34] Dural, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı Uyarınca Acentenin Denkleştirme Talep Etme Hakkının Maddi Şartları,3.
[35] Oğuz, Para Ödüncünün Haklı Sebeple Feshi, 4.
[36] Aksi görüş için bkz. Güvenç, Acentenin Hakları, 96.
[37] Göker, Acentelik Sözleşmesi, 95.
[38] Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi/Acentelik, 254.
[39] Yılmaz, Acentenin Denkleştirme İstemi, 105.
[40] Karasu, Türk Ticaret Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’na göre Acentanın Denkleştirme Talebi, 294
[41] 11. Hukuk Dairesi 2016/12745 E., 2017/4954 K., 11. Hukuk Dairesi 2015/13042 E. , 2017/1342 K. karararama.yargitay.gov.tr E.T. 26.03.2019
[42] Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi/Acentelik, 257.
[43] Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi/Acentelik, 259.
[44] Göker, Acentelik Sözleşmesi, 95.
[45] http://www.tdk.gov.tr E.T. 27.03.2019
[46] Topsoy, Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasında “Hakkaniyet İlkesi” ve Dağıtıcı Adaletin Sağlanmasındaki Rolü,193.
[47] http://www.ticaretkanunu.net/ttk-madde-122/ E.T. 29.03.2019
[48] Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi/Acentelik, 239.
[49] Aybar, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Denkleştirme İstemi, 28.
[50] Akın, Acentenin Denkleştirme Hakkı ve Alman Hukukundaki Yen Gelişmeler, 15.
[51] Yılmaz, Acentenin Denkleştirme İstemi,138.
[52] karararama.yargitay.gov.tr E.T. 28.03.2019